Akşamüstü

Evliler, sevgililer, seks birliktelikleri yaşayan insanlar aynı yatakta yatacak diye bir mecburiyet mi var?

Tamam, sevişmek için aynı yatağı kullanmak zorundayız ama her gece aynı insanla aynı yatakta yatmak da nedir. İnsanın kendine has özeli, düzeni olmasın mı yani? Bir masası, kendi kokan bir yastığı, sağa sola atılmış kirli külotu. İnsanlar neden vıcık vıcık birbirine yapışmak zorunda hissediyor ki kendini, evlenmek demek eşin osuruk kokusuna katlanmak mı demek?

Ben yıllarımı verdim, okul mokul demedim bitirdim., üstüme yüklenen her yükü eşek gibi taşıdım. Yıllar sonra geldiğim noktada taksitleri için her ay maaşımın yüzde yetmişini yatırdığım evimin içinde kendime ait bir dahi köşem yok. Varsa yoksa çeyizlik zımbırtılar, varaklı kanepeler, kırk yılda bir gelecek misafirler için stoklanmış yaldızlı tabaklar..

Dün gece hanımla çok kötü bozuştum, öyle laflar ediyor ki; ilk tanıştığımızda ayağımızın bastığı taşın sivri ucundan tut anasının iki gün önceki laf sokuşuna kadar her şeyi baştan sona yaşattı bana, bu ilk de değil yanlış olmasın, ne zaman kavga etsek böyle. Kavga başlar başlamaz, ben askeriyenin nizamiyesinden çıkmış eşimle buluşmuşumdur, konu nişan ve isteme tarihimizdir. Ensemde askeri jiletlerin kaşıntısı daha bitmemiştir ama konumuz budur, her şey buradan başlar, bugüne kadar tek tek sıralanır. Ulan allahsız kadın sende iki gram din iman yok mu? Akşama kadar köpek gibi çalışıyorum, iki dakika sus be sus! Susmadı. Beş senelik kavgalar yeniden ısıtılıp önüme serildi, neredeyse cinnet getirecektim. Şeytana lanet edip, ayağımda parmak arası terlikle bizim evin aşağısındaki parka geldim, köşedeki büfeden iki poşet bira, bir de tekila aldım, kararım bayılana kadar içmekti. Normal şartlarda bu kadar çok içen biri değildim ama hastanelik olmadan kafamın bozukluğu düzelmeyecekti. Park biraz kalabalık olduğu için sahile indim. Ufaktan bir kaya parçası üstüne oturdum, açtım birayı içmeye başladım, dalgaların sesi ile kendimi avutup, şu amına koduğumun hayatından uzaklaşamayışıma küfürler ederken, yan taraftaki taşlık alana genç yaşlarda dört kişi geldi. Ne güzel dalgaların sesini dinliyordum, ibneler yanlarında küçük hoparlörlerden getirmiş, bangır bangır arabesk şarkılar dinlemeye başlayınca, biraz sinir oldum ama bir müddet sonra ben de dudak uçlarımla şarkılara eşlik etmeye başlamıştım. Kafam hafiften güzel olmaya başladığı bir anda gençlerden biri bana seslenip “Abi müzikten rahatsız olmuyorsun değil mi?” deyince içimden “Ulan ibneler bir saattir çalıyorsunuz, şimdi mi aklınıza geldi” diye söylenirken siktir edip “Önemli değil kafanıza göre takılın” dedim. Bunun üstüne diğer bir genç “İstersen gel bize katıl” deyince şişelerimi alıp yanlarına gittim, zaten moralim bozuk belki bir iki ergen muhabbeti ile kafamı toplarım diye düşündüm. Biralarım bitmek üzereydi ama hala poşette açılmamış tekilam vardı.

Gençlerle oturup içmeye devam ettim, bir iki arabesk şarkı da ben açtım, gençlerin gırgırı şamatası ile içtikçe içtim. Yerimden kalksam belki dünyalar başıma yıkılacaktı, bu kadar çok içmemeliydim ama ne yapalım, suçlusu ben değilim, beni buralara sürükleyenler utansın. Tekilayı açıp, gençlere de ikram ettim. Onlar da vodka içiyorlardı, içlerinden en konuşkan olanı, sessizliğin hakim olduğu bir anda “Abi yanlış anlamazsan biz başka şeyler de içeceğiz” dedi. Ben zaten kafamı zor toparlıyorum “Kafanıza göre takılın gençler” deyip bir sigara yaktım. O ara çantalarından cam boru gibi bir şey çıkartıp içinde çakmakla bir şeyler yaktılar. Ben o yaktığınız nedir demeye kalkmadan “Boş ver abi dalgana bak” deyip sözümü kestiler. Cam şişe içindeki sarı dumanı sırayla kendi aralarında döndürürlerken bana da ikram ettiler. Alkolü zar zor içen, hatta bira içebilmek için bile üç paket abid içi yiyen adamım, ne işim olur öyle bilmediğim maddelerle falan diye içimden geçirirken, gençler çok ısrar edince lanet olsun deyip onlarla takılmaya başladım. Aradan ne kadar zaman geçtiğine dair hiçbir şey hatırlamadığım bir anda kalp atışlarımın çok yükseldiğini fark ettim, içimi aniden bir ölüm korkusu sardı, gençlere rezil olmama adına kendimi teselli etmeye çalışıyordum ama kalbimin atışını çenemin altında hissetmeye başlayınca iyice korkmaya başladım, bir yandan da midem kaynamaya başlamıştı.  Bir kusabilsem belki rahatlayacaktım fakat gençlerin hiçbir şey olmamış gibi muhabbetlerine devam etmesini kendime yediremedim. Çok kötü olmuştum, yüzüm mosmor olmuştu bunu hissedebiliyordum. Gençlerden müsaade isteyip zar zor oturduğum yerden kalkıp sahil yolundan yürümeye başladım. Yürüyüşün iyi olacağını düşünmüştüm fakat tam tersi olmuştu kalbim patlamak üzereydi, gök, yer, pamuk, taş beynimdeki hiçbir algım çalışmıyordu. Daha fazla dayanamayıp çimenlik alana kustum, içimde ne varsa hepsi çıkıp gitti, öğlende yediğim ciğer kebabının soğan taneciklerini bile seçebiliyordum, biraz rahatlamıştım ama beynimdeki algıların çoğu yok olmuştu. Hayatımın en berbat anlarından birini yaşıyordum, gençler bana ne içirmişti bunu düşünecek halde bile değildim. Allahtan sahilde kimseler yoktu, bir tanıdık, kolu komşu görse rezil olurdum. Öylece sahilde yürümeye devam ettim aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum birden denizin yüzeyinde balıklar zıplamaya başladı. Durup onları izleyecektim, birden ayağımın önüne bir balık düştü korktum etrafıma baktım kimseler yoktu. Sonra bir tane daha düştü, denizin yüzeyine sıçrayan balıkların hepsi üzerime yağmaya başladı, koşmaya çalıştım ama binlerce balık yağmur gibi üzerime yağıyordu. Koşarken balıklardan birinin üzerine basıp düştüm, balık yağmuru altında neredeyse boğuluyordum, düşe kalka oradan uzaklaştım, balıkların olduğu yer artık arkamda kalmıştı.

Gömleğimin ucunda asılı kalmış, çırpınan bir balık olduğunu fark ettim. Balığın dişlerini ellerimle gömleğimden söküp yere attığım esnada balığın solungacından gelen sesleri duydum, benden yardım istiyordu sanki. Ama ona acıyacak halde değildim, koşup oradan uzaklaşmam gerekti, bir iki adım atıp ileri doğru yürürken bir adamla oğlunu gördüm, gecenin karanlığında, bir koyunu bacaklarından tutup ağaca asmaya çalışıyorlardı, koyunun kafası kesilmemişti. Oradan geçerken koyunla cebelleşen adam ters ters bakınca adımlarımı hızlandırdım, sahil git gide kalabalıklaşmaya başladı, her yerde onlarca insan vardı. İnsanlar arasında tanıdık olur korkusu ile kimseye dönüp bakmadan yürümeye çalışırken, büyük bir kavga gördüm, adamlar ellerindeki demir sopalarla birbirlerine acımadan vuruyorlardı, gözümün yanıyla baktığımda birinin kafasında demirin izinin kaldığını gördüm. Adamın beyni dağılmıştı. Onları görmemiş gibi yoluma devam edip kaçayım derken sahildeki herkesin garip bir faaliyet içinde olduğunu fark ettim. Biri köşede kendini asıyor, birileri aralarına birini almış satırlala parçalıyor, kimi denizden ceset çıkarmaya çalıyor, miyavlayan köpekler falan kafamın içi bok gibiydi halüsinasyon görüyordum saçma sapan duyguların içinde boğulmak üzereydim.

Aslında sahilde kimseler yoktu, buna kendimi inandırmaya çalışıyordum ama kafam bir türlü kendine gelmiyordu. Aklıma denize atlamak geldi, suya girersem kendime gelebilirdim fakat o balıkların şokunu üzerimden atamayıp, bir türlü cesaret edemiyordum. Bir ağacın altında oturup bilincime odaklanmaya çalıştım sonra olanca kuvvetimle koşarak denize atladım, çıktığımda biraz biraz kendime gelmiştim. Beş yüz metre ötede bir petrol istasyonu vardı, oradan su alıp içersem kendime gelirim diye düşündüm. Koşarak oranın marketine girdim kendime pet şişede su aldım. Bir iki yudum içip tekrar sahile doğru yürüdüm, kafam açılıyordu, kan basıncım normale dönmüştü, gece yavaştan sabaha dönüyordu ama güneş doğmamıştı bilmiyorum belki de ayın aydınlığıdır. Sahilin dibindeki duvarın dibinde uyumaya karar verdim. Ne kadar uyudum bilmiyorum, gözlerimi açtığımda ağrımayan yerim yoktu, üstüm başım hala ıslaktı, ellerimde iğrenç bir balık kokusu vardı. Üst başımı silkeleyip geldiğimden yoldan eve doğru giderken sahilin ilerisinde büyük bir kalabalık gördüm, sabahın köründe böyle bir kalabalık şaşırtıcıydı. Kalabalığa doğru yaklaştığımda bir sürü polis aracı ve ambulans vardı. Gece gördüğüm halüsinasyonlar gerçek miydi acaba diye kendi kendimi yiye yiye kalabalığın içine daldığımda bir ağacın altında üzeri gazeteyle kapatılmış ceset gördüm. Bir kadına ait olduğu sarı saçlarından belli oluyordu Balık kokan elimi gömleğime arkasına doğru attığımda ucunun yırtık olduğunu gördüm. Kim bilir elime gelen, belki de kendime ait pis bir yatağın yırtık ucuydu.

9 thoughts on “Akşamüstü

Add yours

  1. Şey ne oldu ya hani 1,2 ay önce başladığın hikaye, babası ölüp ölüp dirilen kızın hikayesi? Onun devamını bekliyorum hâlâ 🙂

    1. O hikayeyi tayma attığım içim pişman oldum, baya uzayacak bir konuydu, bilemedim ne olur.

      1. Karakter bu iç konuşmasını cezaevinde mi yapıyor acaba? Karısını öldürmüş olabilir mi? 🙂 Teşekkür ederim.

  2. Çok düşündürücü bir son ve bu hikayede de güne vurgu var, bu tür uyuşturucuların yaygınlığı… Ayrıca oluşturdukları halüsinasyonu çok güzel anlatmışsınız.

  3. Tüylerim diken diken oldu okurken. O kadar iyi yaşatıyorsunuz ki olayı. Bittikten 5 dk. sonra falan hala ekrandan gözümü almamış olduğumu farkettim…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑