Eleni Karaindrou Makinesi

Herkesin içinde, kabuklaşmış bir yaranın sümüksü alt tabakasının iç taraflarında gizlenmiş,babası ile yaptığı bir ritüelin derin anıları saklıdır.

Belki burnunuzu dayasanız anne rahmindeyken içinde bulunduğunuz amniyon sıvısının kokusunu alabilirsiniz, o öylesine bir sıvıdır ki nefes almadan yaşamın kokusunu hissettirir. O sıvıyı yiyip, onunla beslenirsiniz, o bedenin içinde size sunulmuş envai çeşit yiyeceğin tadını alabileceğiniz sofralar kurulmuştur. Yaralarımızın iyileşme sürecinde vücudumuzda olanlar da bir bebeğin anne karnında yaşadıkları gibidir. Yaralarımız derinleştikçe kendimizi iyileştiren, bedenimizi yeniden oluşturan,bizi yeniden yaratan o sıvıya bazen derin anılar biriktiririz, tıpkı anne karnında duyduğumuz dış sesleri zihnimizde biriktirdiğimiz  gibi.

Bir  anım var benim fakat bunu size anlatacak kadar büyük yaşlarda değilim, bundan dolayı yaşama tek başıma sarılmaya çalıştığım halim bugüne ışınlanıp, gelecekteki gözlerle size bu günümü anlatacak. Adım Kaan, 6 buçuk yaşındayım, neden böyle buçuklu söylediğimi anlayacağınızı düşünmüyorum fakat anlatmazsam olmaz.Ben hala çocuğum çünkü  günler aylar yıllar öyle siz büyüklerinki gibi belirli aralıklara ilerlemeyebilir bu yaşlarda, bazen öyle bir bir gün yaşarsınız ki bu sizin zaman diliminizde bin sene eder sanki

‘Sonsuzlukta Bir Gün Gibi’

Adım Kaan, fakat şu an yaşımdan emin olamadım, 6 buçuk yaşındayım demiştim ama 6 bin sene mi demeliydim bilemedim, özür dilerim,  anlatacağım anı kendi zaman diliminde ne kadar tuttu bilmiyorum, kısa mesafe de olabilir, uzunda…

O zamanlar sağımızda solumuzda ne vardı, şuradaydık, buradaydık gibi detayları anlatmak istemiyorum, gerek de yok gibi, zaten sizin de isteyeceğinizi sanmıyorum. Ben, o detayları her hatırladığımda Eleni Karaindrou Makinemin bir ‘parça’sını daha tamamlıyordum, bu aletin mucidi benim, çok uğraştım, yanlış işler yaptım, söktüm taktım eninde sonunda makinemi tamamlayabildim. Bu makinenin adını Eleni Karaindrou Koymamın sebebi annemin bu sanatçının ‘By The Sea’ adlı şarkısını çok sevmesiydi, bu yüzden makineme bu ismi verdim, prensip olarak da bu şarkıya göre çalışıyor desem yeri.  Döner bir aksamla çalışan,beni anılarımın ıstırabından kurtaracak mükemmel bir makine yaptım, ortasında, içine bedenimi sığdırabileceğim genişlikte bir silindir var, Silindirin içine müzik kutularındaki gibi döndükçe şarkının nota seslerini çıkartacak maket bıçakları yerleştirdim. Makinenin içine girip onu çalıştırdığımda silindir dönerken bıçakların sırtı her bir nota vuruşunda uçları da vücudumda kesikler atacak ve annemin en sevdiği şarkıyı bedenim her zerresinde hissedebileceğim.

Makineyi hemen çalıştırıp bir yandan da size anımı anlatsam mı diye düşündüm de vücuduma onlarca bıçak darbesi alırken rahat olamayacağım, bu seferlik kusuruma bakmayın. Çok küçüktüm, hayata dair hiçbir hesaplaşmam yoktu. Annemle ve babamla geçirdiğim vakitlerin bende bıraktığı hazdan başka dileğin olmadığı çağlarımdaydım. Babam inançlı bir adamdı, inanç derken, kendine olan bir inancı vardı, aslına bakarsan inançtan öte kendine itaat eden biriydi. Onun için kendisi için verilmiş kararları onun tanrısıydı, sözünden dönmez, kendine laf söyletmez, dik başlı, çoğu zaman da laf dinlemez adamın tekiydi. O sıralar babamın bir şeye adağı vardı ve sözünde durup bunu yerine getirmek için can atıyordu. Bizim ailede de garip bir inanç var, adak adadıysan onun tadına dahi bakamazsın, tüm parçaları konuya komşuya fakire fukaraya dağıtmamız gerekir, bu adaktan herkes nasibini almalı, duyan herkesin hakkı var bu adağın üzerinde! Ne gerek varsa, mantıklı gelmiyor, hani mantıklı olsa bile hiç hoşuma gitmiyor benim öyle kapı kapı dolaşmak, adaktan nasibini almak isteyen varsa gelsin kendi alsın, bir de ayaklarına kadar mı götürecektik!

Babamla birlikte gezmedik yer bırakmadık, en uzaktaki hısımların oturdukları mahallelere kadar gittik, nasibini almayan kalmadı, maşallah ne bereketliymiş, öğleye doğru okula gittim, sonra babam okuldan aldı, dağıtmaya devam ettik. Bir ara ne kadar yorulmuşsak alt komşumuz bizi evine davet etti, onlarda epeyce oturduk, içtiğimiz çaylar yorgunluğumuzu aldı biraz. Akşam olunca eve gider gitmez yatağımın üzerine düşmüş uyumuşum, bir ara uyandım, babam hala banyoda adağımızı pay yapıyordu, adağımızı! Siyah poşetlerin içine, yorgun elleriyle et çekme makinesini çevirdikçe  annemin de en sevdiği şarkının sesi çıkıyordu sanki, her yerde poşetlenmiş etlerden vardı, fayanslar kan içinde kalmıştı. Altı buçuk yaşında bir çocuğun uyku arası yaşanmış olduğu üç beş saniyelik bir anıyla bu kadar zaman nasıl yaşanır biliyor musunuz?

Ya Eleni Karaindrou  Makinesinin içinde ne kadar uzun yaşabilirse!

Ya da ‘Sonsuzlukta Bir Gün’

www.anitsayac.com

10 thoughts on “Eleni Karaindrou Makinesi

Add yours

  1. Evet maalesef çocuk da varmış içim gitti..
    Bu hikayelerini seviyorum hafıza tazeleme, gerçi kendime gelmem bir müddet sürüyor ama yüreğinize, elinize, aklınıza sağlık….

  2. Nasıl ürperdim, nasıl üzüldüm… haberi bilmiyorum ama hikaye hayatla bağlarımı kopartacak kadar sarstı. Tebrikssss

    1. Okuduktan sonra parçayı açtım izleyip dinliyorum. Dinlerken sonlara doğru müziğin, şu müzik kutularındaki müziklere çok benzediğini fark ettim. Sonra bi’ ‘whoa’

      bu sefer sığırlığım tutmadı. elinize, kaleminize sağlık..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑