Erhan Bey

Bakın ben sizi bir abiniz olarak uyarayım. Bu kadın milleti kadar tehlikeli ikinci bir millet yoktur.

Öyle bir nankördürler ki aklınız şaşar. Üç ay önce tanışma yıldönümümüzdü sıfır telefon aldım. Bugün gitmiş yenisini almış.İnsanın biraz hediyeye saygısı olur. Ne var yani öldün mü? En azından ekranı çizilene kadar kullansaydın, nankör!

Sabahtan akşama kadar köpek gibi çalışıyoruz. O para havadan mı geliyor sanıyorsun. Bari emeğimize saygı duy! Daha fazla sinirlenmeyeceğim. Ne yaparsa yapsın. Haftaya bir sürü toplantı var. Erhan Bey yine yeni müşteriler bulmuş işin yoksa git onlarla uğraş. Eski ofis ortamı olsa birileri en azından yardım ederdi şimdi kime ne desem işi başından aşkın. Erhan Bey de eşimin yerini değiştirdi dönüp de birbirimize bakamıyoruz bile. Yanımda olsa en azından evrak düzeltme işlerini ona yaptırırdım. Kafamın içi bok gibi. Yaşımız geldi otuz dokuza belki seneye ölürüz hala köpek gibi çalışıyoruz. Çalışmaktan yana bir sıkıntım yok, çalışkan biriyim ama böyle moral bozucu olaylarla karşılaşınca iş yapasım da gelmiyor. Hakkını yememek lazım on beş senedir burada çalışıyorum sağolsun patronumuz Erhan Bey özünde iyi adam sayesinde evimizi arabamızı aldık. Eşimi işe almasaydı zor alırdık bunca şeyi iki maaş para geçiyor elimize kimseye muhtaç değiliz çok şükür. Erhan Bey de karısından boşandı kötü günler geçirdi adam. Çoluk çocuk ortada kaldı. Bir sürü velayet davaları nafakalar derken iyice harap oldu. Neyse ki yeni eşi ile eşimin arası çok iyi ofiste beraber çalışıyorlar. Kadın biraz genç, eşim de ona ablalık yapıyor bir yerde. Her şeyini eşime sorar, kılık kıyafet alışverişe beraber çıkarlar. Bu vesileyle de eşimi fazla yormuyorlar iş yerinde. Eşim üç beş evrak kürek işi yaptıktan sonra eve gidebiliyor, çoğu işini evden yapıyor. Çoluğumuza çocuğumuza da vakit kalıyor. Her şey bir yana kadının bana olan davranışlarında bir gariplik seziyorum kaç gündür. Geçen gün şirkette müşterilerden biriyle toplantı organize etmiştik. Adamlar yurtdışından geldiler fason üretimini yaptığımız plastik ev eşyalarından yüklü sipariş geçeceklerdi. Siparişleri gemiyle Kırım’a oradan da Moskova’ya gönderecektik. Sözleşmelerden biri Rusça olduğu için Erhan Bey’in Eşi Anastasia Hanımdan yardım istemek için yanına gittim. Toplantının ortasında aldım sözleşmenin bir örneğini Anastasia’nın yanına gittim. Masasının yanında ona sözleşmelerin sayfalarını gösterirken kadının sayfalara değil yüzüme baktığını gördüm. Gülümsedim “Konu acil, inceler misiniz?” dedim. Yarım ağız Türkçesiyle “Problem yok, imzalayın” dedi. Masanın üstündeki sayfalarını gösterdiğim evrakları toplarken tekerlekli koltuğunu iyice dibime kadar getirip, serçe parmağı ile beyaz gömleğimin üzerine dökülmüş birkaç saç telini silkeledi. Anastasia uzun boylu, sarışın, hafif dolgun dudakları olan, çekik gözlü, genç bir kadındı. Erhan Bey’le St. Petersburg’da bir konserde tanışmışlar. Birbirlerini seviyorlardı. Kadın oradaki bütün dans kariyerini bırakıp Erhan Bey’le evlenmişti. Üç dil biliyordu gitmediği ülke kalmamıştı dans gösterileri sayesinde. Şirkette herkesin hayranlıkla baktığı biriydi. Patronumuz da herkese babacan davrandığından kadın da hemen ortama ısınmış herkesle bir şekilde muhabbet geliştirmişti. Tabi ben hariç. Benim zaten şirkette lak lak yapacak vaktim bile yoktu. Ne sigaraya inerdim ne masa masa gezip dedikodu yapardım. Kadının parmaklarıyla gömleğimdeki kılları silkelemesini de bunu yoruyordum, sanırım samimiyet oluşturmaya çalışıyordu.Ta ki ofisin mutfağına kendime çay için gittiğim bir anda kapıyı kapattım bana “Seninle çok acil görüşmemiz gerek ve çok gizli “olmalı diyene kadar. Afallamıştım. Ne alaka dedim. Bozardım. Yalan yok biraz da korkmuştum.Son zamanlarda bana olan farklı davranışlarını seziyordum ama genç kızdır kimi kimsesi yok kendine konuşacak birilerini arıyor herhâlde diyordum. Meğer niyeti çok faklıymış.

Mutfakta çayımı koyarken görüşmemiz gerek dedikten sonra parmağını hemşire parmağı gibi yapıp, dudaklarımı kapatıp ardından da cebime bir kağıt parçası koyması bir oldu. Çayı orada bırakıp hemen tuvalete kaçtım. Kağıda havalimanının orada bir adres yazmış. Ertesi gün yalan dolan izin kopardım. Söz de fasonları ziyaret edecektim. Kendisi de buluşacağımız gün işe gelmemişti. Erhan Bey’e ne yalan söyledi bilmiyorum. Dünya Ticaret Merkezini hava alani yoluna bağlayan bir yerde buluştuk. Bana “Arabanı otoparka bırakıp benimle geleceksin” dedi. Ne de olsa patron karısı, ne dediyse yapacaktım. Arabamı orada bir benzinliğe bırakıp bunun arabasına bindim. Jip tarzı geniş ve yüksek bir arabaydı. Patron bunu düğün hediyesi olarak almıştı hatta modellere bakmaya beraber gitmiştik. Adam üç ev parası verdi bunun için. Arabaya biner binmez selam verip ne konuşacağımızı sordum. Kahkaha atarak güldü. Siyah bir mini etek giymişti, üstünde de omuzlardan dökülen geniş dekolteli bolero tarzı bir bluz vardı. Saçı başı fönlemiş, makyajını yapıp gelmişti. Kadının çok güzel bir parfümü vardı arabanın içi mis gibi kokuyordu adeta. Kadına ne sorsam yüzüme bakıp gülüyordu. Her soruma karşılık gözünü yoldan alıp sarı saçlarını güneş gözlüğünün üzerinden savurup bana bakarak inci dişlerini gösteriyordu. Bir müddet sonra yüzüm kızarmaya başladı. Neyse fazla yolculuk etmeden Bakırköy sahilde bir yerde durduk. Kadın benden hoşlandığını birlikte olmak istediğini söyleyince nabzım yüz seksenleri bulmuştur tam o anda. Bir şey diyemedim utandım. Eşimi aldatamazdım bu benim için zor bir durum olurdu. Hem bu kadın yıllardır ekmeğini yediğimiz patronumuzun eşiydi. Bunu kendime yakıştıramazdım ama Anastasia da çok güzeldi bana gitgel’ler yaşatıyordu. Aklımı bulandırıyordu. Her şeyi en ince detayını bile tartıyordum. Ne kaybederim ne kazanırımları hesaplayıp iyisiyle kötüysüyle bir sonuca ulaşmaya çalışıyordum ve her sonuç beni Anastasia’ya doğru çekiyordu. Anastasia’nın pembe dudakları altındaki inci dişleri dişlerime değdirircesine öpüşmek isteğimi aklımdan çıkaramıyordum. Tüylerim diken diken oluyordu. Sol cebime doğru hafiften ısınmalar başlıyordu. Aracın içinde rahat oturamıyordum artık. Ateşler içinde kavruluyordum. Utanç, ihanet, ihtiras, korkaklık ne kadar duygu durumu varsa ortaya karışık şekilde hepsini yaşıyordum. İçimdeki kara korsan ahşap bir direğe tırmanıp “İskele alabanda, DEĞER YARGILARI FORA! Diye bağırıyordu. Lafı uzatmadan özetle ekmek yediğim kaba sıçmak üzereydim. Tak diye kadına “Siz nasıl isterseniz öyle olsun” dedim. Birlikte bir otele gittik. Saat öğleyi bulmak üzereydi. Tekrardan işe gitmem gerekti vaktimiz çok yoktu. Bellboy odanın kapısını açar açmaz ilk Anastasia girdi içeri ben de ardından elemana üç beş bahşiş verip yolladım. Tam kapıyı kapatmamla Anastasia’nın bana saldırması bir oldu.

Elimde kapı kartı, yerine koymam gerek, bir yandan onunla uğraşıyorum ama kadın umursamıyor. Ellerini vücudumda gezdiriyor. Aslına bakarsan kart umurumda değil utancımı yenmeye çalışıyorum o ara. Olan oldu dedim. Artık buradaydım ve görevimi ifa etmeliydim. Kartı yuvasına yerleştirir yerleştirmez geri dönüp anastasianın dudaklarına yapıştım. Pembe dudaklarından ıslanmadık bir yer kalmasın diye boynumla estetik hareketler yapıp dilimle anastasianın verimli topraklarını suluyordum. Zevkin nirvasına çıktığımız yetmezmiş gibi bir de zirvede havaya zıplıyorduk. Fiziksel yetilerimiz o an ki ihtiras’ı ortaya çıkartmaya yetmiyordu malesef. O hareketlerle duvarlara çarpa çarpa nasır tuttan yerlerimizi yumuşacık otel yatağıyla ödüllendirmeye hazırdık. Anastasia ellerini gögsüme koyarak bedenimi kendinden uzaklaştırdı fakat dudaklarımız hale içiçeydi. Ben ona yaklaşmaya çalıştıkça bir eliyle ittirerek gömleğimden bir düğme söküyor öteki eliyle de çamaşırını çıkartmaya çalışıyordu. Bir yandan yatağa doğru geri geri gidip bir yandan da kemerimi söküyordum. Pantolonum yere düşerken kafamda, ayakkabıları çıkarmadan pantolonun çıkmayacağı bilgisi seksle birleşme düşüncesi ile harmanlanıyordu. Sağ ayağımı sol ayağımın arkasına takıp ayakkabılarımdan birini çıkardım, sonra aynı hareketi çıplak ayakla yaparak diğerini de çıkardım. Anastasia da bütün düğmelerimi çözmüş bir yan da eteğini çıkartmıştı. Hızlıca gömleği üzerimden atıp Anastasia’nın bluzuna saldırdım. Göbek kısmından kavrayıp tek bir hareketle bluzu üzerinden çıkardım. Bluz çıkar çıkmaz Anastasia iki eliyle beni geri doğru ittirip yatağa attı. Ben yatakta öylece uzanırken ayağa kalkma hamleleri de yaparak iyice kontrolü ele aldı. Bana seyretmekten başka bir iş düşmüyordu. Anastasia’nın uzun bacakları, dolgun memeleri vardı.

Bir de üstüne baldırdan bağlamalı ten rengi jartiyer giymişti. Ellerini arkaya koyup sütyenini açacağı bir anda kaplan gibi üzerine atlayıp “Dur acele etme” dedim. Mükemmel nakışları olan dokununca parmaklarda hoş sedalar bırakan kumaştan örülmüş siyah straplez sütyen’e karışma! Eğer bir seks yapılacaksa bu sütyenin bunda çok emeği olduğundan onu bir paçavraymış gibi kenara atıp, ona haksızlık edemezdim. O sütyen de bizimle birlikte sevişmeliydi ve ona nankörlük etmemeliydik. Öyle de yaptık. Anastasia’nın süt beyazı memelerini taşıyan bu kutsal kaselere gereken özeni sevişme sırasında gösterdim. Onlara bu gögüsleri gün boyunca sırtlandıkları için teşekkürlerimi sundum. Anastasia çok genç olduğu için kendini akıllı sanıyordu. İlk başlarda bütün hareketleri kendisinin yapmasına bilerek müsade ettim biz de bu işlerin kurduyuz ne yapalım kırkımıza merdiven dayamışız yirmibeşlik hatundan gol mu yiyecektik. Hatun yorulduktan sonra gardımı alıp sol kolumla belinden kavrayıp küçük manevra ile altıma almıştım. Zaman deneyimlerimi konuşturma zamanıydı. Otuzbeş yaş üstü her erkeğin mutlaka kullandığı bir pozisyona geçtim.

“Kurbağalama”

Anastasia iki üç dakika geçmeden mayasız hamur gibi oldu. Güzel çalışıyordum. Zor bir pozisyondur. Boncuk boncuk terliyordum. Anastasia da ağzı açık gırtlağına giren hava hangi melodiyi çıkarıyorsa onu sesleniyordu. Programı bir derece daha hızlandırdım. Hızım değiştikçe kadının suratında bir haller olmaya başladı. Ben süreçte hiçbir aksama yaşanmadan işimi yapıyordum. Seslerimiz otelin duvarlarını titretiyordu. İyice yorulmuştuk aynı zamanda da Anastasia garip kasılmalar yaşamak üzereydi. Nefesler tutulmuştu. Doğru şeritteydim ve tekerler doğru yere basıyordu. Yol tutuşum mükemmeldi gram tekleme yapmıyordum. Vites geçişleri hissedilmiyordu bile.

Anastasia daha gişelere gelmeden kasılmaya başlamıştı. Sonra da hafif bir titremeyle yastığı ısırmaya başladı. Görevimi yerine getirmiştim. Şimdi iş sürüş keyfini yaşamaya gelmişti. Programı aniden yükselterek makas atmaya başladım. Sol şeridi işgal edip son gaz giderken aniden önüme tümsek çıktı frene basmak üzereyken Anastasia çok terlemişti, yüzüne su serpmemi istiyordu. Ayağa kalkmıştım. Anastasia dizlerinin üzerinde kafasını yukarı kaldırıp gözüyle benden bir şeyler dileniyordu. Diliyle dudaklarını yalayıp diğer eliyle de kasıklarıma vurarak benden su istiyordu. Yağmur gibi yapmaya başladım. Derin nefes alıp veriyordum. Anastasia’yı bir iki öpüp kokladım. Sakinleyince de hemen duşa girdim. Yavaş yavaş pişman oluyordum. Bir an önce burayı terk etmeliydim. Apart topar giyinirken birden telefonum çaldı. Eşim arıyordu. Korkudan tuvalete kaçtım dışardan ses gelir diye. Eşime dışarıda olduğumu anlatmaya çalışırken Anastasia kapıyı vurdu. O an telefonum klozetin içine düşüp kapandı. Gitti güzelim telefon. Bir maaş para yatırmıştım buna. Neyse olan olmuştu. Telefon da kadının yüzüne kapandı ama akşama bir yalan bulurdum elbet. Gerçekten de telefon suya düştü yalan yok. O gün çok fazla durmadan üstümü başımı giyip dışarı çıktım. Ertesi gün olduğunda şirkette Erhan Bey’in yüzüne bakamıyordum. Kendimden iğrendim. Ben azılı bir nankördüm. Hem eşimi hem patronumu aldatmıştım. Yüzüm kızarık bir halde ofiste dolanıyordum. Diğer iş arkadaşları hasta mısınız diye soruyordu. Hastaydım evet utanç hastalığına yakalanmıştım. Midem bulanıyordu. Fakat bu durum Anastasia’nın hiç umurunda değildi. Masa masa gezip kakara kukara yapıyordu. Aradan bir hafta kadar geçti. Eşimin eski telefonunu kullanmaya başlamıştım. Mobil internete girmekte zorluk çekiyordum. Her gittiğim yerde wifi şifresi sormaktan bir hal olmuştum. Bir akşam Anastasia bana bir sms attı. Yarın akşam için bir planı varmış. Süpriz yapacakmış. Akşam olduğunda Mahmut Bey gişelerde buluştuk. Oraya kadar taksiyle gelmiştim. Anastasia’nın jip’ine bindim. Beni Çatalca’da bir çiftliğe getirdi. Hayvan gibi arazi. Saray yavrusu her şeyi düşünülmüş bir yer. Burası da Erhan Bey’in çiftliğiymiş ben bilmiyordum. Kaç senedir yanında müdürlük yaptım bu yeri ilk kez gördüm. Diğer bütün evlerine girip çıkmışlığım var oysaki. Sanırım Erhan Bey pis işleri yapmak için kendine mabet yapmıştı ve bundan benim haberim yoktu. Anastasia ile birlikte evin dış kapısından içeri girdik. Ben de lollik lollik etrafa bakınıyordum. Bir yan da havuz bir yan da koca koca kavaklar mükemmel bir yerdi. Evin salonu doğru girerken telefonuma bir mesaj geldi. Ben elimi cebime attığım anda Anastasia eliyle kemerimi sökmeye başladı. Yanmamış şöminenin önünde bir takım sözleşmeleri imzalıyorduk. Bazen kalemi o eline alıyordu bazen ben. Çok iyi sözleşiyorduk. İşimiz bittiğinde beni yeniden bir utanma tuttu. Aniden kalkıp pantolonumu giydim. Telefonuma bir mail gelmişti. Nasıl olduğunu anlamaya çalıştım. Mobil verim yoktu. Ayarlara baktığımda elindeki telefon çiftliğin wifi’sine otomatik bağlanmıştı.

4 thoughts on “Erhan Bey

Add yours

  1. Saflığın nirvanası….
    Sen vicdan yaparsın haa!!
    Al sana vicdan der hayat….
    Harika bir hikaye…

  2. İşte hayat…
    Bazen bu kadar karmaşık , bu kadar anlamsız, boş, absürd…
    Hikayeniz bunu çok net göstermiş. Güzel bir okumaydı, teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑