Yılan

Birdenbire bir hengame kopuverdi ne olduğunu anlayamadık. Komşumuz Huriye Abla tuttu kolumdan kendi evlerine getirdi beni.

Babam ve diğer komşular alelacele bir yere gittiler. Ben o ara sokaktaydım. Anlam verememiştim. Huriye Abla beni evlerine getirir getirmez büyük kızına tembihledi. Televizyonda bana izlemem için çizgi film açtılar. Masadaki tabakta da badem vardı onu önüme koydular sonra Huriye abla da gitti. Ben ve komşumuz Huriye Ablanın kızı beraber uyuduk. Ertesi gün olduğunda balkondan aşağı bakınca bizim evin önünde büyük bir kalabalık vardı. Kahvaltı etmemiştim. Olanca akrabalarımız kapımızın önüne doluşmuştu. Bir iki amca saçımı okşadı. Bazıları ağlıyordu. İçeri girdim. İçeride hiç erkek yoktu sadece kadınlar vardı. Birileri odanın birinde ağlayan ablamı teskin ediyordu. Banyo ve mutfağın olduğu hole doğru adım attığımda kapısı açık banyoda annemi gördüm. Annemi banyo kürsüsüne oturtmaya çalışıyorlardı. Ama bir türlü ayaklandıramadılar. Kas katı olmuştu. Çenesini sıkmış kolları meşe odunu gibi sımsıkı olmuştu. Ayakta duran bir kadın ellerini açmış dua ediyordu. Sonra kovadaki suyu maşrapa ile annemin kafasından aşağı döküyorlardı. İki kadın annemi elleriyle tutuyor biri de yıkamaya çalışıyordu. Sabunu sordu biri, diğeri de lif yok mu dedi bana dönerek. Annemle beraber örmeye çalıştığımız bir lif vardı. Orlon iplik almıştık. Cepli  lif örüp ablamın çeyizine koyuyorduk. Gidip sandığın içinden birini aldım getirdim. Annemi o lifle yıkadılar. Boylu boyunca hole oturtup ayak parmaklarını ve  çenesini beyaz kumaşla bağladılar. Sonra dua okuyan abla çantasından bir tarak çıkardı annemin saçlarını taradılar. Toka bulamadılar, kafamdaki lastiği söküp verdim. Beyaz kumaşa iyice sardılar. İşleri bittiğinde hep beraber dua ettik. Sebebini o an için idrak edemesem de ağlıyordum. Sekiz yaşındaydım bunları yaşarken. Annemiz ruhu göğe çıkmadan içimizdeki çığlıklar yükselmişti göğe doğru ona yol açabilmek için. Herkes bir köşede ağlıyordu. Hıçkırığa boğulup salya sümük olunca bir komşumuz eteğinin ucuyla burnumu silmişti. Ne olduğuna daha anlam vermeden komşu Huriye abla beni evlerine götürdü. Bir iki gün onlarda kalmıştım. Hiç dışarı çıkarmadılar beni. Bana çok güzel davranıyorlardı. Sonra ablam gelip beni evimize götürdü. Babam ablam ve ben bom boş odada öylece duruyorduk. Ablam sofra sermişti, iki dilim ekmek bir tabak da zeytin vardı. O kuru ekmekleri defalarca ağızımızda gezdiriyorduk ama bir türlü yutamıyorduk. İçime birden bir gariplik çöktü ağlayarak annemi istiyorum dedim. Babam gözünün ucuyla bana bakıp “Öldü artık” dedi. Çocuk aklımla defalarca annemi istiyorum demişim susturamamışlar beni. Belki ağlamam kesilir diye ablam beni bakkala götürmüştü, simi diye bir çikolata vardı ondan almıştı. Ağlaya ağlaya simi’yi yemiştim. Ablamla yürüken HuriyeAbla bize seslendi balkondan yukarı gelin diye. Yukarı çıkınca ablam “Bu bugün de sizde kalabilir mi? Ağlıyor da” dedi. O gece orada kaldım. Huriye Ablanın büyük kızı ile birlikte uyuduk. Gece bana Hz. Havvaannemiz Radiyallahu Anh’ın hikayesini anlatmıştı. Bir yılan varmış çok kötüymüş, Hz. Havva annemize zorla yasak meyveyi yedirmiş. Havva annemiz de kirlenince kovuluvermiş cennetten.

Lanet olası Yılan!

Bir daha onlarda kalmadım sabaha kadar uyuyamamıştım. Ardan biraz zaman geçti unutmaya başladığımı sandığım bir anda. Gece rüyama siyah bir yılan girdi. Pullarının arasından irin süzülüyordu.Süzüldüğü her yerde sümüklü böceğin izleri gibi ıslaklıklar vardı. Üstümde dolanıyordu.Sürekli hızlı hızlı tıslama sesi çıkarıyordu. Her tıslayışında dilindeki salyaları üzerimi ıslatıyordu. Vücudu yara bere içindeydi, bazı yerlerindeki pulları dökülmüştü, kan sızıyordu. Ter içinde uyanıyordum. Nefes alamıyorum. Kımıldasam ölecekmişim gibi oluyordu. Ne olduğuna da anlam veremiyorum ses çıkartamadım. Eğer bir kızın rüyasına yılan girerse kımıldayamazmış, nutku tutulurmuş, vücuduna inceden bir soğukluk girermiş ve boncuk boncuk terlermiş. Ben de boncuk boncuk terliyordum. Korkudan, annemin cenazesi gibi kaskatı olmuştum. Dişlerimi sıkıyordum. Gece rüyama bu yılan girdiği zamanın sabahında üstümde bir koku oluyordu. Dokuz yaşındaydım. Bu rüyaya neden görüyordum ki? Her iki üç günde bir rüyama giriyordu bu şeytan! Bazı zamanlar paçalarımdan içeri bacaklarımdan süzülerek belime dolanıyor, bazı zamanlar da ise boynumun kenarlarından kulaklarımın arkasına uzanıyordu. Hemen vücudumu kapatıyordum ama yılan üzerimde gezinmeye devam ediyordu. Kendimi kastıkça tükürüğüm boğazımda tutuluyordu. Yılan aniden hızlanarak boğuyordu beni. Sonra üzerime bıraktığı irin ıslaklığıyla öylece kalıyordum. Annem ölmezden önce çok güzel ip atlama oyunu oynuyordum sokakta. Çok iyi ip atlardım.Çarpı, Yüksek, Düz, Şaşırtmacalı her stilde oynaya biliyordum. Bugüne kadar bizim sokakta beni yenen çıkmamıştı. Uzun zamandır oynamama rağmen melodileri hala aklımda.

“Şak!Şak!Hoppa!

Kendini sıkma durma!

Eller havaya

Kollar uzağa

Hop düz dön

Arkanı dön

Hop zıpla

Yüzme bak durma”

Sanırım uzunca bir süre ip oynamadığım için rüyalarımda yılan görüyorum. Çocukluk anılarımda yaşadığım şeyleri tekrardan yaşamaya başladım belki de. Çok korkuyordum ve utanıyordum. Keşke bu yılanlar mevzusunu ablama anlatmasaydım. Meğerse o da aynı rüyaları görmüş yıllarca. Göz yaşları içinde birbirimize anlattık yaşadıklarımızı. İlk başlarda çocuk olduğumuz için anlam veremediğimiz bu durumu ablamın da yaşamış olması, beni gerçekten çok korkutuyordu. Geçen sene sevgilisi ile kaçmıştı ablam. Hiç görüşememiştik zaten.Babam izin vermiyordu ablamızla konuşmaya, evden kaçtı diye gurur yapıyordu. Etrafındaki insanlara rezil olurmuş! Öyle diyor. Ben de ablamın yanında kaçmıştım onunla görüşebilmek için bu konu da böyle açılmıştı velhasıl. Kimseye dokuz yıl boyunca rüyalarımda gördüğüm yılanı anlatamamıştım hem rüya anlatılınca çoğalır derler. Okumadığım dua kalmamıştı. Çaresizdim her gece dişlerimi sıkmaktan çenem eğilmişti artık. Eni sonu dayanamadım eşyalarımı dahi toplamadan kaçtım evden. Ablamın yanına geldim. Enişteme anlatmış olan biteni o da susmuş karışmamış ilkin psikolojin bozulmuş demiş ablama. Ben de anlatınca tuttu kolumuzdan eniştem bizi geniş kanatları olan büyük kapılı bir yere geldik. Boşlukta gibiydim. Sanki içeri girince bitmeyen bir sükun gibi olacaktı.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı: Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile İstenilen ceza ile avunmak ister misiniz?

Yılan: Ben kızlarıma hiç zehir akıtmadım.

3 thoughts on “Yılan

Add yours

  1. Dondum kaldım… Kin, nefret, korku, tiksinme ancak bir yılanla bu kadar doğru simgelenebilirdi.

  2. Döndüm okudum,baştan,tekrar..içim sıkıldı.anlatım süper,akıcı.Kalem iddialı.ama..ama.ama.hikayede bile bin kere iğrendim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Proudly powered by WordPress | Theme: Baskerville 2 by Anders Noren.

Up ↑